23 Ekim 2013 Çarşamba

Mektubun Var


Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Ve hatta mektup yazmayı da bıraktım sana. Posta adresini unutmuş gibi yapıyorum. Zaten bu sıra hayatımda ki her şey “gibi ve keşke” den ibaret. Eskiden sana mektup yazarken istek listesi cümlelerimden daha uzun olurdu. Şimdi ise yaşadıklarım listeden daha uzun. Aklına ihtiyacım var. Zira ne  insanları tanıyorum ne yaşadıklarımın sebebini anlayabiliyorum.

Hayatın gidişatını değiştiremeyeceğimi anladığım günden beri, hayatın suyuna gidiyorum. İnsanlarla aramda tuhaf bir duvar var. Sen yanımdayken herkesin iyi bir tarafını görür ve o iyiye tutunurdum. Şimdi ise güvenimin yerle bir olduğu anlardayim. İnsanlarda sağ olsun güvenmemem için ellerinden geleni yapıyorlar. Dizinin dibinde “O” bana yalan söyledi diye ağladığım gün geliyor aklıma. Yalan söylemesine değil, Onun söylediği yalana inanmama üzülmüştüm en çok. Şimdi de çevremdeki insanlar doğruları söylemiyor. Ya da saklıyorlar birçok şeyi. Ve ben insanların yalanlarını dinliyorum doğrularını bilerek. Üstelik eskiden olduğu gibi gözyaşlarına boğulmuyorum, yemeden içmeden kesilmiyorum. Sadece içimden “bu kadar şeye ne gerek var ki diyorum." Acaba kendilerine dürüstler mi diye düşünüyorum. Susuyorum tüm kelimelerimle, yandan inanmaz gülüşümle…

Sen gittikten sonra biraz daha büyüdüm. Buralar değişti, ben değiştim, insanlar değişti. Attığım kahkahalarda bilmişlik var. Yaşadıklarımın izi dolaşıyor ruhumda. Şakalar yapmıyorum insanlara ve yapılan şakalara gülmüyorum. Hatta sinirleniyorum çoğu zaman. Senin getirdiğin hediyelere sevindiğim gibi sevinemiyorum gelen hediyelere. Olgunlaştın mı diye soracak olursan buna cevabım kesinlikle hayır. Saçlarımı sarıya boyadım. Ruhum sarışın olsun diyeJ Hem sen sarı saç seversin. Belki bir gün ziyaretine gelirim. Görürsün tüm değişiklikleri. Akrabalık ilişkilerinde en az senin kadar başarısızım. Yalnızlık konusunda en az senin kadar iyiyim. Sen gittikten sonra bir sürü insandan vazgeçtim ve bir sürü insan vazgeçti benden. Biraz sana ihanetti bu vazgeçişler. Bazen bizi izlediğini düşünüyorum. Sen üzülme sakın. Yaşadıklarımın üstesinden geliyorum.

Aşk konusuna gelince; benim dönem ilginç, aşkı anlatıp yaşayamayanlarız. Tüketimin dibine kadar vurduğumuz tek konu aşk bence. Sevişmek için sevgi kelimelerinin havada uçuştuğu sonrasında yoğun yalnızlığın yaşandığı günler. Sen bana biraz zaman geçsin daha ne yalanlar duyacaksın demiştin. Sanırım doğrular, insanlar büyüdükçe azalıyor. Ben ya geçmişe ya geleceğe ait olmak isterdim. Bu zamana ayak uydurmakta zorlanıyorumJ Sizin gibi sevmeyi bilmiyor  70 sonrası kuşak. Aslında yaşamayı bile bilmez olduk çoğumuz. Teknoloji ile birlikte kalabalık yalnızlıkların içine sürüklendik. Biri bizi gözetliyor evinin içindeymiş gibiyiz. Duygular yenik düştü sanal aleme. Yazışmak, yaşamaktan daha kolay geliyor hepimize. Üstelik bu yazışmalarda canımız sıkılırsa bir tuşla çıkarıyoruz hayatımızdan insanları. Sonra aynı kelimeleri söyleyen başkaları oluyor veya aynı kelimeleri başkasına söylerken buluyor insan kendini. Sanma ki herkesten var farkım. Varlıktan ziyade hiçliğe yakışır ruhum.

Dostluk konusuna gelince; yeni insanlarla tanışmak iyi fikir değilmiş. Eski dostlar şarkısını niye sevdiğini şimdi anlıyorum. Zaten hep söylerdin “ben gittikten sonra beni anlayacaksın” diye. İnsanın dost olabilmesi için cidden yıllara, aynı ruha, birbirini tanımaya ihtiyacı varmış. Yeni arkadaşlıklarda sudan çıkmış balık gibi hissediyorum. Ya yanlış anlaşılıyorum ya yanlış anlıyorum.  Şu akıllı telefonlar var ya onlardan biri bende de var. Tüm dünya ile iletişime geçiriyor insanı. Ama yine de bir kişinin yokluğu tüm kalabalığı eziyormuş meğer. Bu akıllı telefonlar bir tek seni aramamı sağlayamıyor. Bak yine sana mektup yazıyorum bu yüzden.

Sinsi insanlar var çevremde. Keşke onlar hakkında konuşsaydık seninle. Zira nasıl davranacağımı şaşırıyorum. Çirkefleşmek için yaşlıyım, kabullenmek için genç. Şu iki anlama gelen cümlelerle yaklaşıyorlar. Ya da bakışlarına yerleşen kurnazlıkla seni kuşatmaya çalışıyorlar. Herkesin dilinde ahlak ve namus var. Ama nedense hep başkasında arıyorlar bu iki kavramı. İnsanların yer altı ve yer üstü düşünceleri çok farklı. Sanırım insanlar yerin altında ve üstünde de farklı hayatlar yaşıyor. Mesela ben insanı cinsiyetine, ırkına, dinine göre ayırmamayı senden öğrenmiştim ya. Bu iyi değilmiş. En azından cinsiyet ayrımı yapmak gerekiyormuş. İnsanları tanımak için sadece isimler yeter daha fazlasını sorma diyordun. Artık insanlar isimlerini söylemiyor bile. Hatta daha ileri gideni var. Ben adamım diyor adam olmadan. İşte bu durumlarda sarılmana ihtiyaç duyuyorum. Sevmiyorum kelimelerin tükendiği ilişkileri, kalbe şüphenin yerleştiği zamanları. Soğuyorum insanlıktan. Ve bu zamanlarda yanına gelmek istiyorum. Hayatın büyüsü kaçtı uzun zamandır. Fark ettiğin gibi insanlar daha sevgisiz yaşar oldular. Yazılanı yaşadığımız günlerde bize kalanlar defoluymuş.

Senin yaşadığın yeri merak ediyorum. Bilinçaltımın oyun oynadığı anlar var. Rüyamda görüyorum yaşadığın yeri. Ağaçlar arasında evin  sanki. Buradan yanına gelenler oldu. Karşılaştınız mı bilmiyorum. Senden sonra hiç birini görmedim. Bu dünyada ki insanların çoğu,  insanlara bile sahip olduklarını düşünüyorlar. Mesela kimin kiminle görüşüp görüşmeyeceğine iki tarafa sormadan karar veriyorlar. Gerçi hiç birinde senden iz bulamadığım için çok sorun değil. Aynı gökyüzüne baktığımız zamanlarda da onlarla aranda benzerlik bulamazdım. Hayat öyle bir şey ki yaşattıklarını yaşamadan ölmüyorsun. Ve herkesin kalbinde ki sevgi/nefret ilişkisi farklı. Kiminle görüşeceğimi seçemiyorum belki ama kiminle görüşmeyeceğimi seçiyorum. Bazen sevgiye yenik düştüğümde oluyor. O zaman da sevebildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorum. Bazılarının yüzsüz olduğunu düşündüğüm gibi.

Aslında iyi şeyler de oluyor. Hala şahsıma münhasır yaşıyorum. Herkes bana akıl veriyor ben bildiğimi okuyorum. Sonra bol bol geziyorum. Her gittiğim yerde anları ve anıları biriktiriyorum. Sürekli fotoğraf çekiyorum. Kaybolan fotoğrafların yerine. Bayramlarım ve özel günlerim güzel geçiyor mesela. Hayatta her şey karşılıklı. Tüm kötü günlerin karşılığında iyi günler var. Bazen sadece şehirlere değil insanlara yolculuk yapıyorum. Her kalbin farklı bir misafirperverliği var. Ben kalp gurmesi olmaya karar verdim aslındaJSevgiden şımartıldığım zamanlarda var. Hayatıma tat katan insanlar var. Onlarla tanışmanı isterdim. İsteklere gelince saat getir, toka getir demek isterdim ama bana oradan sadece sesini yollasan yeter. İnsan en çok sesi özlüyormuş bil…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder